17.yüzyıl kanallarından 21.yüzyıl masallarına
Bu bir hikaye. 17.yy kanal evleri
ile 21.yüzyılın tekin olmayan sokak, toplum ve olayları arasında geçiyor. Kimi
zaman hırpalayıcı ve anonimleştirici deneyim ağı ören kent ortamları arasında
geçen bir mücadeleyi anlatıyor. Benim için tüm kabus, doktora tez araştırmam
için Hollanda’ya gitmemle birlikte bitmek bilmezcesine başlıyor. Hollanda
gidişimin dördüncü gününden itibaren bütün gerçekçi portesini çiziyor. Ne adres
sorduğum bir Hollandalı’nın, beni Yahudi sanarak yüzüme tükürerek küfretmesi,
ne de Rotterdam’da sokakta beklerken polisin yanıma gelerek orada oturanların
huzurunu ve düzenini bozduğumu belirterek uyarması beni şaşırtıyor. Sonunda elimde
kalakalan çantamı yılbaşı gecesi almaya çalışan bir grup genç ve Amsterdam’da
tez araştırmamı yaparken yanıma yaklaşan siyahi dolandırıcılar beni çileden
çıkarıyor. Bu coğrafyada düzen o kadar güzel işliyor ki, peşisıra yaşadıklarım
daha mükemmel bir biçimde organize edilemiyor!
Her şey bir Ekim ayında, konsolosluğun
ve vize firmasının yaptığı bir hatadan sonra ilgili Bakanlık’a yaptığım şikayetin
sonucunu alamamış bir vize-zede olarak direnmem ile başlıyor. Bir üniversitenin
Mimari Tasarım Bölümü’nde yapmakta olduğum doktora tezim için, Amsterdam konut
dönüşümü üzerinde sonunda araştırmalarımı yapabilecek olmanın sevincini
yaşıyorum. Bağlı olduğum enstitü memurunun bilimsel araştırma dosyamı aylarca yanlış
yerde tutması nedeniyle burs alamayarak, ancak çalışma ve oturma izni
olmaksızın 3 aylık vizemi alabiliyor; 6 yıllık mimari büro yaşantımı
sonlandırarak hazırlıklarımı tamamlıyor ve büyük bir heyecanla Hollanda
yolculuğuma başlıyorum. Havaalanında görevli bir memurun umursamazlığı
yüzünden, saatlerce süren koşuşturmacadan sonra uçağa son dakika kala
yerleşebiliyorum. Kiralamak üzere aylar öncesinden Delft’te bulduğum odaya
yerleşinceye kadar kalmak üzere bir arkadaşımın Utrecht’teki öğrenci
konutlarının bulunduğu evine yerleşiyorum.
Gidişimin ertesi günü Delft’te
kiralayacağım evin yaşlı sahibiyle önce telefonda konuşuyor; sonrasında mail
atmak, depoziti yatırmak ve evi görerek kontrat imzalamak için dizüstü
bilgisayarımı da yanıma alarak Utrecht kent merkezine gidiyorum. Hafiften
başlayan yağmur giderek sağanağa dönüyor ve internete girebilmek üzere bir
internet cafe arıyorum ve insanların yönlendirmeleri doğrultusunda halk
kütüphanesine gidiyorum. Görevlilerin gösterdiği masaya geçiyor, bağlantının
olmadığını fark ederek arkamdaki şifre alma makinelerine yöneliyorum ve akıl
almaz bir biçimde 5 dakika içerisinde bilgisayarım çalınıyor, tez araştırmalarımın birçoğu gidiyor. Görevli bay
ve bayanlar, durumu ısrarla dikkate almakta ve güvenlik kameralarına bakmak
konusunda direniyor ve özür dilemekten öteye geçemiyorlar. Karakola gidiyorum; pasaportuma
bakıldıktan sonra durum sözde “rapor ediliyor” ve sonrasında polis soruşturma
yapmak üzere kılını bile kıpırdatmıyor. Bu sırada telefonum çalıyor, yaşlı ev
sahibi kontratı hazırladığını belirterek, sabah ödemiş olduğum depozitin geri
kalanını sonrasında Nijerya’da beliren damadına yatırmamı istiyor ve aynı gün
Delft’e gidip buluşmak üzere Utrecht tren istasyonunda beklememi söylüyor.
Havanın kararmasıyla
birlikte ancak ertesi sabah yola çıkarak Delft’te tren istasyonunda buluşmak
üzere yola koyuluyorum ve o anda olan oluyor, telefonum bozuluyor, tüm irtibatım
kesiliyor. Aldığım telefon kartını ve bozuk paraları telefon bir bir yutuyor. Ümitsiz bir şekilde kiralayacağım evi görmeye gidiyorum. Yolda tesadüfen komşum olacak bir akademisyenle
tanışıyor ve ev sahibinin Nijeryalı damadıyla tekrar irtibata geçebiliyorum. Yeni
Kilise’nin (Nieuwe Kerk) önünde buluşmak üzere beklemeye başlıyorum. Delft o
günden itibaren gözümde giderek ağırlaşıyor, kararıyor ve tüm gotikliğini yüzüme
vuruyor; bu Nijeryalı adam, ev sahibi kayınpederi, sahte evi ve telefonuyla
birlikte hiçbir zaman belirmiyor.
Kore’de de başka insanları
dolandırdığını keşfettiğim bu 2 adamı ihbar etmek üzere harekete geçiyorum; onları
önce polise gitmekle tehdit ediyorum; panik içinde polisi bu işe karıştırmamamı
rica ediyor ve paramı geri ödeyeceklerini belirtiyorlar. Türkiye Rotterdam
Başkonsolosluğu’nu arıyorum; ciddiyetle durumun interpolun ilgi alanı olduğunu
ve acilen polise gitmem gerektiğini belirtiyorlar ve Utrecht polis karakoluna iki
gün içinde ikinci kez gidiyorum. Memurlar beni gördüklerinde dalga geçiyor ve
özetle tekrarlıyorlar; “Hollanda’ya hoş geldiniz, yapabileceğimiz bir şey yok
ve durumu rapor etmeyeceğiz”. “Bu
masalın devamını anlatmayın” diyorum, “Çok iyi biliyorum!”. Başkonsolosluk
sonrasında ilginç bir yanıt veriyor, “Polis bir şey yapmadıysa yapabileceğimiz
bir şey yok, üzgünüz”. Günler sonra Delft’teki polis merkezine gidiyorum ve
saatlerce süren bir soruşturmadan sonra durum nihayet rapor ediliyor.
Bu sırada acilen yeni bir ev
bulmak ümidiyle okula gidiyorum; misafir öğrenci olarak gittiğim üniversite yaptıkları
bir hatadan dolayı beni yasal olarak kabul etmiyor, uluslararası ofis ve ev
bulma kurumu ödenek sağlamadıkları için yardımcı olmuyor; ev bulma kurumunda
ise birisi bu olağandışı durum için esneklik göstererek ek listesine bakıyor;
ama bu yeni evde de ev sahibi hafta sonları evde olmamamı istiyor. Delft’teki
bir Türk öğrenci bana odasını kiralamayı teklif ediyor ve sonrasında ortadan
kayboluyor.
Hollanda’da neredeyse
imkansız olan ev bulma çalışmaları sonunda tesadüfen 20 gün sonra Rotterdam’da Hollandalı
bir kadının evinde bir oda buluyor ve araştırmalarım uğruna masası olmayan bu ufak
odayı kiralıyorum. Ertesi sabahla birlikte olan oluyor ve 2 metrelik cüssesiyle
ev sahibi, “yüksek mahremiyet seviyesi” nedeniyle evde yemek yapmama izin vermiyor,
problem çözme odaklı çalışan zihni, benimle ilgili problem alanları yaratarak
kendine ait bir tür eğlence anlayışı ile devam ediyor. Evde; havladığı zaman
ona elektrik şoku veren tasmasıyla dolaşan bir köpeği ve bahçe kapısından
gecenin bir vakti odama fare getiren kedisiyle birlikte kalıyorum. Ev sahibinin nazik bir komşusunun “bu ufacık
odada doktora yapamazsın” diyerek incelikle teklif ettiği 3 katlı evine kısa
bir süreliğine tek başıma geçiyorum ve 9-10 derecelik bu yeni evde de bana elektrik
çarpıyor. Günler, bir vejetaryen olan ben için açlık ve ızdırap içinde Rotterdam,
Delft ve Amsterdam arasında mekik dokuyarak geçiyor ve gün geçtikçe bu coğrafya;
“modern mimarisi, esnek açık toplumu”, ufka uzayan kanalları ve bisiklet
yollarıyla gözümde giderek küçülüyor ve unufak oluyor.
Den Haag’a, ulusal
ombudsmana çıkıyorum ve Hollanda’nın gerçekliği ile bu kez sözel olarak karşılaşıyorum;
ötekiyi anonimleştirmenin ve sistem dışına itmenin yollarından ve çözüm
getirmeyen masallarından bahsediliyor. Utrecht polis karakolunun ilgisizliği ve
yaptığı ayrımcılık işlemlerinin bürokrasisi anlatılıyor. Dönüşte, uçakta olanları
dinleyen bir Türk “Keşke orada bir camiye sığınsaydınız” diyor. 21. yüzyılın bazı
masalları şimdilik böylesine bilindik acı yöntemlerle devam ediyor.
soon to come here as a small book ... "notes from a phd experience and netherlands"
from 17th century canals to 21th century stories

Comments